İçeriğe geç
Filistin İçin Gazeteci Dayanışması İnisiyatifi Filistin İçin Gazeteci Dayanışması İnisiyatifi Press for Palestine
Analiz· 3. Sayı· 7 Ekim 2025

İki yılın ardından: Netanyahu ve savaş kabinesi için hesap zamanı

Biz dünya gazetecileri olarak bu hedefin gerçekleştirilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Bunu İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden 250 meslektaşımız için yapacağız. Onlar ki Gazze’den iki yıldır dünyaya yansıyan acımasızlığın görüntülerini canlarını hiçe sayarak dünyaya aktardı.

Yazan: Metin Mutanoğlu Yayın: 7 Ekim 2025

Gazzete’nin üçüncü sayısı için yazmaya başladığımda, tarih 29 Eylül 2025’i gösteriyor ve bütün kanallardan Netanyahu ile Trump’ın Washington’da düzenledikleri ortak basın toplantısında açıkladıkları barış planının ayrıntıları veriliyordu. BM Genel Kurul görüşmeleri için New York’ta bulunan altı Müslüman ülkenin yöneticileri ile bir araya gelen Trump, Filistin için kalıcı bir barıştan söz ediyordu. Trump, Netanyahu ile kameraların karşısına geçmeden önce 21 maddeyi ihtiva eden plan resmi olarak Beyaz Saray’dan duyuruldu. Trump, Hamas’ın kabul etmesi durumunda rehinelerin en geç 72 saat içinde serbest kalacağını ve savaşın resmi olarak sona ereceğini, ayrıca planın yürürlüğe girmesinin ardından İsrail ordusunun kademeli şekilde Gazze’den çekileceği, bölgenin yeniden yapılandırılması için teknokratlardan oluşan Apolitik Filistin Komitesi’nin görevini sürdüreceğini söyledi. İsrail Başbakanı Netanyahu da planı desteklediğini dile getirdi.

Bahse konu plan, Gazze’nin aralıksız her gün bombalandığı, onlarca kişinin hayatını kaybettiği, yüzbinlerce kişinin oradan oraya sürüklendiği, enkazlar arasında ve bombardıman altında hayatta kalmaya çalıştığı 24 ayın sonunda açıklandı. Hem de büyük bir coşkuyla. Başta Netanyahu olmak üzere, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve savaş kabinesi rehineler verilmediği sürece Gazze’yi yerle bir edeceklerini defalarca açıkladı. Sivil asker ayrımı göstermeksizin de bu suçları işlemeye devam ettiler.

Şimdi karşımızda yeni bir plan var. ‘Bu plan uygulanırsa savaş bitecek’ deniyor. Bu elbette herkesin istediği bir sonuç. Filistinliler ve bütün dünya savaşın başında zaten tam da bunu istiyordu. Stop the War sloganları dünya başkentlerindeki meydanlarda yankılanıyordu. Ne var ki ne bütün bu kalabalıklar ne barış için atılan adımlar ne de can kayıpları İsrail’i durdurabildi. Netanyahu ve savaş kabinesi acımasızca 65 binin üzerinde sivilin yok edilmesi emrini verdi. Onun bu katliam politikaları Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı ve hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Bugün ABD Başkanı Trump, binlerce insanın ölüm emrini veren Netanyahu’yu adeta idam sehpasından aldı. Netanyahu artık muzaffer bir komutan olarak İsrail’e dönebilir. Geride insanlık adına utanç duyulacak bir enkaz bırakarak. Hastaneleri, okulları, ibadethaneleri, ticari binaları, sivillere ait evleri içinde insanlar varken bombalarla yıkarak. Netanyahu Gazze’de uluslararası bütün anlaşmalara göre savaş suçu işledi ve bunu dünyaya izletti. Bugün herkes Gazze’de barış olsun ve silahlar sussun istiyor ama bütün bu acılara yol açanların da uluslararası adalet mekanizmaları içinde yargılanmaları ve hak ettikleri cezaları almaları kaydıyla.

Biz dünya gazetecileri olarak bu hedefin gerçekleştirilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Bunu İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden 250 meslektaşımız için yapacağız. Onlar ki Gazze’den iki yıldır dünyaya yansıyan acımasızlığın görüntülerini canlarını hiçe sayarak dünyaya aktardı. Bazı meslektaşlarımız ise maalesef halklarının acılarına tanıklık ederken hedef alındı ve bombalı saldırılarda can verdi. Dünyada bundan böyle verilecek bütün basın ödüllerinin sahipleri artık Gazze’de şehit düşen o kahramanlardır.

Onlardan biri de Al Jazeera muhabiri Enes el Şerif idi. 2024 yılının 7 Ekim’inde yayımladığımız Gazzete’nin ikinci sayısına duygularını anlatan Enes el Şerif şöyle demişti. “Tehditlere, doğrudan bombalamalara, zorluklara ve Gazze’deki kuşatmaya rağmen nasıl bu kadar çok şey belgelediğimi ve nasıl hâlâ hayatta kalabildiğimi merak ediyor olmalısınız. Bunu her zaman söyledim ve şu an da dile getiriyorum; boynumun borcu olan gazetecilik mesleği bana kutsal bir emanettir ve soykırıma karşı günün her saatinde çalışmaya devam edeceğim. Ta ki bu savaş durup bitene, abluka kalkana ve Gazzelilere yönelik haksızlıklar son bulana dek! Çünkü verdiğim emekler halkıma karşı yürütülen soykırımı sonlandırmak için bir sebep olacak.”

Enes bu kutsal emaneti dile getirdikten kısa bir süre sonra basın çadırlarına bilinçli şekilde atılan bir füze sonucu halkının özgürlüğü uğruna can verdi.

Savaş meydanlarında görevini yapan sağlık çalışanları gibi gazetecilerin de öldürülmesi Roma hukukuna göre savaş suçu olarak kabul ediliyor. Diyoruz ki; Netanyahu ve savaş kabinesinin bütün üyeleri tıpkı Bosna kasabı Miloseviç gibi uluslararası yargının karşısına çıkacaklardır. Bundan kaçış olmayacaktır. Küresel dünya vicdanı bunu istiyor.

İlgili yazılar

Tüm analiz →