“Filistin’i yazmamak suç ortaklığıdır”
Hindistan Alt Kıtası ve Orta Doğu’dan haber geçen yaklaşık otuz yıllık deneyime sahip bir gazeteciyim. Yıllar boyunca siyaset, stratejik ve dış ilişkiler üzerine haber yaptım. Hindistan’ın önde gelen bazı yayınlarının bürolarını yönettim ve genç gazetecilerden oluşan ekipler yetiştirdim. Yakın zamana kadar Türkiye’nin küresel haber ajansı Anadolu Ajansı’nın uluslararası haberler servisinde görev yaptım. Şu anda Hindistan’ın saygın dergileri Frontline ve Outlook için Orta Doğu’yu takip ediyorum. Ayrıca American Muslim Network TV’nin Türkiye temsilcisiyim.
Filistin meselesi çocukluğumuzdan beri damarlarımızda. Hindistan ile Pakistan arasında ihtilaflı bir bölge olan Keşmir’de doğdum ve birçok konuda kendimizi Filistin’le özdeşleştirirdik. 1990’ların başında Yeni Delhi’de gazeteciliğe başladığımda, Filistin zaten benim için hassas bir konuydu. Dış politika muhabirliği görevini üstlenince, Hindistan’ın Orta Doğu politikası bağlamında Filistin hakkında daha çok yazmaya başladım.
2014’e kadar bu konuyla ilgili üzerimizde ciddi bir baskı yoktu. Sadece zaman zaman, bir İsrailli bakan veya üst düzey yetkili Hindistan’ı ziyaret edeceğinde, konuğu onurlandırmak için İsrail’e fazla sert yaklaşmamamız söylenirdi. Ancak 2014’te Başbakan Narendra Modi göreve geldikten sonra, Filistin haberleri için yer bulmak zorlaştı. Hindistan’daki Urduca gazetelere de yazıyorum. Bir teselli kaynağı şu oldu: Urdu basını kararlı kaldı ve orada Filistin hakkında yazmaya devam edebildim.
İsrail Büyükelçiliği Hindistan Medyasını Susturdu
Hindistan her zaman İsrail’le savunma ve güvenlik ilişkilerine sahipti ama aynı zamanda Filistin lehine seslere de saygı gösterirdi. 2014 sonrası, ilişkilerin siyasî boyutu da eklendi. Hindistan’daki İsrail Büyükelçiliği oldukça hassas hale geldi ve çıkarlarına aykırı yazan gazetecileri çağırmaya başladı. Geçen yıl, Frontline için Hamas liderleriyle bir röportaj içeren kapak haberi yaptım. İsrail Büyükelçisi yalnızca editöre mektup göndermekle kalmadı, kamuya açık şekilde bana saldırarak beni Hamas ve terör yanlısı olmakla suçladı. Neyse ki Frontline editörleri ve sahibi Hindu Group of Publications bu itirazı reddetti ve Büyükelçi’ye güçlü bir yanıt verdi.
Geçen yıl, Ankara’da dört yıl geçirdikten sonra Hindistan’a dönmeye ve iş aramaya karar verdiğimde bana hiçbir Hint medya kuruluşunun beni işe alamayacağı söylendi; çünkü İsrail Büyükelçiliği medya patronlarının beni işe almasına izin vermeyecekti. Ayrıca, beni işe alma riskini göze alan kuruluşlar hükümetten de baskı görecekti.
Karşılaştığım bütün bu sansür ve baskılara rağmen Filistin konusunda hakikatleri haber yaparken motivasyonum hafızadan ve vicdandan geliyor. Meslektaşlarımın hayatlarını kaybettiğini, ailelerin parçalandığını gördüm. Gazze hakkında yazmanın ve konuşmanın bedelini kariyerimde bizzat hissettim. Ama eğer biz susarsak, meydan hikâye yok etmeyi alışkanlık edinmiş olanlara bırakılmış olur. Beni ayakta tutan şey, gazeteciliğin, dünya gözlerini kapatsa bile, tanıklık etmek olduğuna inancım. Gazze’yi, Filistin’i yazmamak, başlı başına bir suç ortaklığıdır.
Filistin Söz Konusu Olunca Hakikat Tartışmalı Alan Haline Geliyor
Uluslararası medya kesinlikle objektif gazetecilik yapmıyor. Bazı istisnalar dışında Batı medyası önyargılarıyla hareket etti. Onlar için mesele 7 Ekim 2023’te Hamas savaşçılarının Yahudi bölgelerine saldırısıyla başladı. Oysa ne Filistin sorununun varlığını ne de Gazze’nin yıllardır kuşatma altında olduğunu kavrayabildiler.
Gazetecilik, çok az konunun sınadığı kadar büyük bir sınavdan geçiyor. Filistin söz konusu olduğunda, hakikat bizzat tartışmalı bir alan haline geldi. Pek çok ana akım medya organı, özellikle Batı’da, hâlâ resmi anlatıları tekrarlıyor ve Gazze ile Batı Şeria’daki insanî kayıpları küçümsüyor. Buna karşın sahada cesur muhabirler var; hayatlarını riske atarak yıkımı, açlığı, toplu cezalandırmayı belgeliyorlar. Gazetecilik bugün, imkânı ve konfor alanını seçenlerle vicdanı seçenler arasında bölünmüş durumda. Sınav şu: evrensel değerlere mi sahip çıkacağız, yoksa onları seçici ilkelere mi indirgeme yoluna gideceğiz?
Gazzeli Gazetecileri Savunmazsak Dünya Çapında Sansüre Alan Açılır
Böyle bir durumda dayanışma çok önemli çünkü bu sadece tek bir bölge ya da tek bir halkla ilgili değil. Gazze’de gazeteciler susturulduğunda, kameralar bombalandığında, sesler yok edildiğinde, bu mesleğin her yerde doğrudan saldırıya uğramasıdır. Bir yerdeki sessizlik, başka yerlerde de sessizliğe emsal oluşturur. Filistinli gazetecileri savunmazsak, dünya çapında sansüre ve cezasızlığa alan açarız. Dayanışma bir yardım/lütuf değil; özgür gazeteciliğin hayatta kalma koşuludur.
Meslektaşlarımız Haber Dilinin Yumuşamasına Karşı Çıkmalı
Uluslararası gazeteciler, Filistinlilerin sesini odağa koymalı; onları sadece alıntı malzemesi gibi görmemelidir. İşgal ile direnişi eşitmiş gibi gösteren sahte denkliklere direnmelidirler. Ayrıca, haber dilinin yumuşatılmasına karşı durmalıdırlar — “bombalama”nın “hava saldırısı”na, “açlık”ın “gıda güvensizliği”ne dönüşmesine izin vermemeliler. Bunun ötesinde, insan hakları örgütleriyle işbirlikleri, yerel tanıklıkların paylaşılması ve veri, uydu görüntüleri, OSINT gibi yeni anlatım araçlarının kullanılmasıyla sansürcü yapılar aşılabilir ve hakikat doğrudan kamuoyuna ulaştırılabilir.
İlgili yazılar
Tüm analiz →İki yılın ardından: Netanyahu ve savaş kabinesi için hesap zamanı
Biz dünya gazetecileri olarak bu hedefin gerçekleştirilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Bunu İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden 250 meslektaşımız…
Gerçeğin kanlı bedeli: Gazze’de gazetecilere soykırım
İki yıldır Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar, yaşlılar değil; aynı zamanda hakikatin en gür sesi olan gazeteciler de öldürülüyor.…
Suriye’den Gazze’ye ateş hattında gazetecilik
Suriye ve Filistin, on yılı aşkın süredir savaşın, kuşatmanın ve işgalin ortasında aynı gerçeği paylaşıyor: Bu coğrafyada gazetecilik…