Reuters’ı protesto için basın kartını kesti
Kanadalı gazeteci Valerie Zink, kamuoyunun dikkatini İngiliz haber ajansı Reuters’a ait basın kartını kestiği paylaşımıyla çekti. Zink, 8 yıldır görev yaptığı kurumun, İsrail tarafından sistematik biçimde katledilen 250 Gazzeli gazetecinin ölümünü meşrulaştırdığını ve buna zemin hazırladığını belirterek, “Reuters’ın basın kartını taşımaktan utanç duyuyorum” dedi. İşte İsrail yanlısı batı medyasının maskesini düşüren Valerie Zink ile Gazzete için yaptığımız özel röportajın ayrıntıları…
Filistin meselesi ve Gazze’de devam eden soykırım karşısında net ve tavizsiz bir duruş sergilediniz. Sizi buna iten ne oldu?
Filistin’i ilk olarak üniversite öğrencisiyken, İkinci İntifada sırasında öğrendim. O dönemde dünyanın dört bir yanından uluslararası dayanışma aktivistleri, halk direniş hareketini desteklemek için Filistin’e gidiyordu. Ben de 2003 yılında üç ay boyunca devam eden bağımsız bir medya projesi kapsamında Batı Şeria’da bulundum.
2005 yılında ise Batı Şeria ve Gazze’de Filistin Kızılayı’na gönüllü olarak destek vermek üzere yeniden oraya döndüm ve üç ay daha kaldım. O zamandan beri Filistin’in özgürlük mücadelesinde ben de varım.
Siyasî ve insanî ilkelerim benim için her zaman yaptığım işten daha önemli oldu. Soykırım hakkında bir fikrim var. İşgal ve apartheid hakkında bir fikrim var ve asla aksini iddia etmedim. Batı medyasında standart kabul edilen tarafsızlık, benim inandığım ya da aradığım bir şey değil. Gazetecilikte tarafsızlık fikrine asla inanmıyorum.
Basın kartınızı keserek çok güçlü bir sembolik protestoya imza attınız. Bu eyleminiz dünya basınında büyük yankı uyandırdı. Bu cesur tavrınız karşısında uluslararası gazetecilik camiası nasıl bir sınav verdi? Destek mi gördünüz, yoksa sessizlikle mi cezalandırıldınız?
Tepki beklenmedik ölçüde büyük ve yoğundu. Dünyanın dört bir yanından yüzlerce destek mesajı aldım. Gazze’deki gazetecilerden, diasporadaki Filistinlilerden, Filistin ve Lübnan’da öldürülen Reuters gazetecilerinin ailelerinden, susturulan Batılı gazetecilerden ve tanık oldukları tarifsiz dehşet karşısında dünyanın sessizliğinden sarsılan sıradan insanlardan mesajlar geldi. Mesajların her birini okumaya çalıştım, çok duygusal bir süreçti ve bu sözler benim için çok kıymetliydi.
Böylesine karanlık bir dönemde dünyanın dört bir yanından inandığı değerler uğruna mücadelesine her şeyini koyan güzel insanlarla bağ kurabilmek inanılmazdı.
Bu eyleminizden önce Filistin’i savunduğunuz veya Gazze’deki gerçekleri yazdığınız için herhangi bir tehdit, sansür ya da baskıya maruz kaldınız mı?
Çalışmalarım hep Kanada’nın batısındaki yerel hikâyelerle sınırlı olduğundan, Filistin konusunda haber yapan meslektaşlarımın neredeyse tamamının maruz kaldığı sansür ve tacizi yaşamadım. Ancak uzun yıllardır Filistin’i açıkça destekleyen ve Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) kampanyalarında aktif olan biri olarak sayamayacağım kadar çok kez Siyonistlerden tehdit aldım ve taciz edildim. Bu, hareketin içinde olan herkesin yaşadığı tipik bir durum ve artık buna alıştım diyebilirim.
Tepkiniz, İsrail’in söylemini meşrulaştıran Batı medyasına yönelikti. Sizce Batı medyası Gazze’deki soykırımı nasıl aklıyor ya da neden görmezden geliyor?
Batı medyasının soykırımı ele alışı, aslında onlarca yıldır Filistin’i ele alış biçiminden farklı değil; sadece bir soykırım bağlamında çok daha vahim hale geliyor. Artık sosyal medya sayesinde sahadaki insanlara çok daha fazla erişebiliyoruz. Gözlerimizin önünde insanların diri diri yakıldığını, un almaya çalışırken İsrailli keskin nişancılar tarafından vurulan çocukları görüyoruz.
Bu suçlarla ilgili İsrail’in yalanlarını yeniden üreten Batı medyası manşetlerini okuduğumda öfkem tarif edilemez oluyor. Bu medya, soykırımın devam etmesine doğrudan zemin hazırlıyor. İsrail’in soykırım propagandasını meşru bir anlatı gibi sunarak tekrar tekrar güçlendirdiler. Etnik temizliği “yer değiştirme”, bir halkı aç bırakmayı ise “insani kriz” olarak sunan koşulları onlar yarattı.
Elbette medyanın neyi söylemeyi tercih etmediği de aynı derecede önemli. İsrailli esirlere gösterilen ilginin, binlerce Filistinli tutsağa (ki aralarında çocuklar da vardı ve çoğu idari gözaltında işkence görüyordu) gösterilen ilgiden kat kat fazla olması bunun bir örneği. Batı medyasında dile getiril(e)meyen şey, 7 Ekim’e yol açan sömürgecilik, işgal, apartheid ve devlet şiddetinin tüm bağlamıdır.
Diğer yandan, iki yıldır süren Gazze soykırımı boyunca Batı medyası kendi meslektaşlarını da yüzüstü bırakmayı seçti. The New York Times’tan Washington Post’a, The Associated Press’ten Reuters’a kadar tüm büyük medya kuruluşları, İsrail propagandasının taşıyıcısı haline gelerek savaş suçlarını akladı, kurbanları canavarlaştırdı ve hem meslektaşlarını hem de gerçeğe ve etik haberciliğe olan sözde bağlılıklarını yüzüstü bıraktı.
Daha da vahimi, bir dönem Reuters muhabiri olan Enes Şerif’in öldürülmesine bile sessiz kaldılar; oysa Enes, muhabirlik yaptığı dönemde gazeteciliğin en saygın ödüllerinden biri olan Pulitzer’i kazanmıştı.
Tam da belirttiğiniz gibi Gazze gerçeği karşısında sessiz kalan medya ortamında, sizce gazeteciler arası dayanışma nasıl bir direnç hattı oluşturabilir?
Kanada’da gazetecilerin giderek daha çok bir araya gelerek yaşadıkları sansür ve baskılar hakkında birlikte konuştuğunu görüyoruz. Aynı zamanda giderek daha fazla gazeteci, ana akım medyayı terk ederek, ilkelerini ve değerlerini ihlal etmeden çalışabilecekleri bağımsız medyaya yöneliyor.
Bugün birçok insan, haberlerini ağırlıklı olarak bağımsız medyadan ve sahadaki tanıklardan alıyor. Hepimizin bu sesleri desteklemek için elinden geleni yapması gerekiyor.
Bombalar altında gerçeği savunan, kalemlerini bir direniş aracına dönüştüren, hayatlarını ortaya koyarak Gazze’nin sesini dünyaya duyurmaya çalışan gazeteci meslektaşlarımıza ne söylemek isterdiniz?
Gazze’deki gazetecilerin şu anda yaptıkları iş, kuşaklar boyunca dünyanın dört bir yanında hatırlanacak ve örnek alınacak. Onların her biri kahraman. Yalnızca en cesur ve en iyi gazeteciler değil, aynı zamanda en iyi insanlardan da bazıları olduklarını düşünüyorum. Verdikleri ve vermeye devam ettikleri fedakârlık, kimseye yüklenmemesi gereken bir şey. Kimse sırtında hedefle, günde bir öğün yemekle ya da daha azıyla yaşamak zorunda olmamalı. Bu, insanlık için büyük bir utançtır.
Filistin’deki meslektaşlarımızın korunması, öldürülen yaklaşık 250 gazeteci için adalet ve hesap verilebilirlik sağlanması bizim borcumuz. Bugüne kadar yaşamış en cesur ve en iyi gazeteciler olan Gazze’deki muhabirlerin cesaretini ve fedakârlığını onurlandırmaya nasıl başlanır bilmiyorum ama bundan sonra sürekli bunu düşünerek ve bu yolda doğru adımlar atarak sunacağım. Asla yalnız değilsiniz.
Bir gün ailemle özgür Filistin topraklarına gidip, bu onurlu mücadelenin kahramanı gazetecilerle bir araya geleceğim günü umutla bekliyorum.
İlgili yazılar
Tüm röportaj →Vicdan Gemisi’nden Anna Liedtke: “Tarafsızlığa inanmıyorum”
Vicdan Gemisi yolcularından gazeteci Anna Liedtke, neden bu gemide olduğunu ve gazetecilerin Gazze konusundaki misyonunu Gazzete’ye anlattı. Vicdan…
Küresel medyada Gazze ablukası kırıldı
“Medya üzerindeki asıl baskı, 200’den fazla Filistinli gazeteci ve medya çalışanının katledilmesidir. Tel Aviv ve Washington’un mesajı açıktır:…
Direniş ruhunu Filistin’de gördüm
“Kundaktaki çocuğunu kaybettiği halde ‘vatan sağ olsun Elhamdülillah’ diyebilen, yarısı yıkılmış evinin bir göz odasına sığınıp ‘Elhamdülillah başımızı…