Medyada zoraki değişen haber dili
Dünya kamuoyunun baskısı, tanıklıklar ve uluslararası kuruluşların Filistin’de yaşananları insanî bir kriz olarak raporlaması, işgalin üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra medya dilini yumuşattı ve etik sınırlarına çekti. Ancak bu dilin kalıcılığını farklı olaylardaki yaklaşım ve zaman gösterecek.
Filistin’de iki yıldır soykırım devam ederken, Batı medyası uzun bir süre yaşananları görmezden gelmeyi tercih etti. Batı’nın önde gelen medya organlarında “katliam” ve “soykırım” gibi ifadelerin kullanılmaya başlanması, BM kurumlarının, uluslararası insan hakları örgütlerinin ve önemli siyasi aktörlerin olayları bu şekilde tanımlamasından sonra mümkün hale geldi.
Gazze’nin yeniden işgal edildiği ve saldırıların soykırım boyutuna geldiği 7 Ekim 2023 sonrasında küresel medya, yaşananlara karşı objektif olmayan, uluslararası anlaşmalar ve insanlık vicdanı çerçevesinde şekillenen değerler değil, taraflı bir bakış açısıyla yaklaşımını sürdürdü.
İkiyüzlü ve çifte standart dil

Filistin’de yaşanan işgal ve tüm insanlığa karşı işlenen suçlar karşısında nötr veya güçlüden yana taraf olan bir dil kullanan medya kuruluşları, yaşanan farklı pratiklerde ise başka bir dil ve üslup geliştirdi. Örneğin, Ukrayna’da “işgal”, “savaş suçu” gibi ifadeler, Batılı devletlerin ve kurumların Rusya’ya karşı uyguladıkları politika ve yaptırımlar ile doğrudan bağlantılı olarak hızlıca medya diline girebildi. Gazze konusunda ise yumuşatılmış ifadelerin tercih edildiği bir dil ve üslup, Batılı ülkelerin İsrail ile olan stratejik, askeri ve ekonomik ilişkileri ile; İsrail lobisinin Batı medyası ve siyaseti üzerindeki etkisi sonucu olarak ortaya konuldu. Bu çifte standart, Batılı ülkelerin kendi dış politika çıkarları ve müttefiklerini koruma refleksi ile açıklanan bir tutum olarak şekillendi.
Kurumsal ve editoryal baskılar etkili
Bu süreçte daha geniş anlamda, küresel çapta yayın yapan BBC, CNN, Reuters gibi önde gelen medya kurumlarında editoryal çizginin şekillenmesinde siyasi baskılar, hükümetlerin resmi tutumu ve lobiler belirleyici rol oynadı. Kurumsal politikalar ve sponsorluk baskıları da her zaman olduğu gibi editoryal bağımsızlığı etkiledi. Bu kurumlar bünyesinde görev yapan gazetecilerden bazıları, haber dilindeki bu tür örtülü veya açık baskılar nedeniyle zaman zaman rahatsızlık duyduklarını, meslek etiklerine aykırı bulduklarını dile getirdiler. Özellikle sahada çalışan muhabirler ile editoryal ekipler arasında bu konuda sıkça gerilimler yaşandı. Büyük medya kuruluşlarında genel politika ile uyum sağlayamayan gazeteciler ya işlerinden uzaklaştırıldı ya da istifa etmek zorunda bırakıldı.

Sahadaki tanıklıklar değişimi getirdi
Filistin’de yaşananlar özelinde, saldırılar ve soykırımın iki yıla yakın bir sürede şiddetli bir seyir izlemesinin ardından özellikle raporlanan sivil ölümler ile insani kriz boyutunun uluslararası çapta kabul görmesi, medya dilindeki değişimi tetikledi. Medya kuruluşları gönüllü, insani ve etik kaygılara uygun olarak bu yönde bir tercihte bulunmasalar da bir noktadan sonra yavaş yavaş kullanılan dilin değişimi başladı. Ayrıca, haber ajanslarının sahadaki çalışanlarının tanıklıklarının yaygınlaşması ve sosyal medya üzerinden görsel kanıtların dolaşıma girmesi, editoryal politikaların değişmesini hızlandıran unsurların başında geldi. Bir anlamda değişim zaruri hale geldi.
Algı yönetiminin çöküşü

Medyadaki dil ve üslup değişimi üzerinde tüm dünya ülkelerindeki kamuoyu baskısı ve sosyal medyada yükselen tepkiler de büyük ölçüde belirleyici oldu. Yaşanan her bir gelişmede özellikle olayların görsel olarak belgelenip hızla yayılması, medya organlarını daha doğrudan ve sert ifadeler kullanmaya itti. Sahadaki gazetecilerin tanıklıkları ise teknik olarak öncü rol oynasa da kurumsal dilin değişmesini genellikle toplumsal baskılar, imza kampanyaları ve sosyal medya trendleri tetikledi. Sonuç olarak algı yönetimi stratejisinin kırılması, geniş ölçekli kamuoyu tepkisi ile mümkün hale geldi.
Bundan sonra ne olacak?
Uzun bir zamandan sonra görülmeye başlanan insanlık dramı ve ana akım medyanın konuyla ilgili olarak “soykırım”, “açlık”, “katliam” gibi ifadeleri kullanmaya başlaması, haber dilinde kalıcı bir dönüşüme sebep olabilir. Ancak bu değişimin uzun vadeli olabilmesi için kurumsal ve politik baskıların hafiflemesi, etik standartların güçlenmesi, insani ve vicdani bakış açısının esas olması gerekir. Gelecekte iki ihtimal yaşanabilir; insani krizin boyutu karşısında gerçekleşen dil değişimi geçici ve özel bir durum olarak kalabilir, medya kuruluşları yeni krizlerde eski editoryal reflekslerine dönebilir. Tüm bu ihtimale karşın, medyanın kamuoyu duyarlılığına daha hızlı karşılık vermesi ve oto sansürün zayıflaması umut edilebilir bir seçenek olarak görülüyor.
İlgili yazılar
Tüm analiz →Gazze’yi doğru anlatmak mümkün
Batı Şeria ve Gazze’den canlı yayınlarını ilk günden itibaren aralıksız sürdüren TRT World’ün Gazze’den aktardığı insan hikâyeleri ve…
İki yılın ardından: Netanyahu ve savaş kabinesi için hesap zamanı
Biz dünya gazetecileri olarak bu hedefin gerçekleştirilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Bunu İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden 250 meslektaşımız…
Gerçeğin kanlı bedeli: Gazze’de gazetecilere soykırım
İki yıldır Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar, yaşlılar değil; aynı zamanda hakikatin en gür sesi olan gazeteciler de öldürülüyor.…