Önce zihinlerimizi işgalden kurtaralım!
Filistin’de bir asırdır yaşanan soykırım sıradanlaşmış, medyanın gündeminde arka sıralara düşmüştü. 7 Ekim; hem işgalcilerin barbarlığını, hem de zihnimizin işgali/soykırımı meşrulaştırıcı kavramlarca işgal edildiğini tüm çıplaklığıyla gösterdi.
7 Ekim sabahı telefonlarımıza birbiri ardına gelen mesajlarla; Gazze’deki Filistin Ordusu’nun bir harekâta giriştiğini öğrendik. Filistin Ordusu’nun Özel Kuvvetleri sayılabilecek İzzettin El Kassam Tugayı’nın yüzlerce mensubu, Siyonist Yahudilerin işgali altındaki Filistin topraklarını geri almak için Gazze ablukasını yaran bir operasyona başlamıştı.
Kassam Tugayı mensupları, kısa sürede 1000’den fazla Siyonist işgalciyi etkisiz hale getirmeyi, yüzlercesini de esir almayı başarmıştı. Konferans bittiği andan itibaren, kendimizi eş zamanlı bir medya ablukasının da ortasında bulduk.
‘İşgalcilerin katliamına karşıyım ama…’ ile başlayan ve peşinden ‘Hamas’ın da sivil öldürmesini doğru bulmuyorum…’ ile devam eden ve karşımızdaki bir asırlık kan, gözyaşı ve acıdan mürekkep ayan beyan tabloyu tanımlarken dahi, pozisyonunu tarafsızlığa konumlandırma telaşının ayyuka çıktığı acınası bir manzaraydı karşımızda olan…
Bu kafa karışıklığından istifade edilerek, ABD ve işgal medyasınca çok kritik bir algı operasyonu gerçekleştirildi. Önce “Hamas Lideri İsmail Heniyye ve beraberindekilerin 7 Ekim sabahı başlayan operasyonu secde ederek kutladığı görüntüler” üzerinden Türkiye hedef gösterildi. Hemen ardından ‘Heniyye Türkiye’deydi ve Türkiye’den gitmesi istendi, 220 kişiyle birlikte ülkemizi terk etti’ şeklinde bir haber servis edildi. Bunun amacı Türkiye ve elbette dünya kamuoyuna, “Türkiye devlet olarak Hamas’ın arkasında durmuyor” mesajı vermekti.
Böylece İslam dünyasında, Filistin’i destekleyen medya kuruluşları ve kamuoyunun kafasını kaldırıp Filistin’de neler olup bittiğine bakmadan önce hemen savunma pozisyonuna geçmesi amaçlandı.
Maalesef ki bu dezenformasyon ablukasından kurtulmak kolay olmadı, hatta devam ediyor demek de mümkün. Gazze’ye bombalar yağarken, milyonlarca insanın kalbine ve zihnine de katil kelimeler boca edildi. Bunların en başında, “7 Ekim’de Hamas’ın saldırısıyla başlayan savaş” ifadesi geliyor.
Oysa, ortada bir savaş değil, tarihin gördüğü en canice yöntemlerle ve arkalarına Siyonist Batı’nın desteğini alarak saldıran Siyonist barbarlara karşı vatanlarını, namuslarını, canlarından aziz bildikleri Mescid-i Aksa’yı savunan Filistin halkı vardı.
Bu hengamede yüzümüze soğuk su gibi çarparak kendimize getiren ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘yerleşimci değil, hırsız’ çıkışı oldu. Tam da meselemizi özetleyen bu çıkış, medyamızın da kendisine gelmesi için bir fırsat sundu. Evet, ortada işgalciler vardı, Filistinlilerin evlerini çalan hırsızlara yerleşimci denilemezdi.
Aynı gün Gazze’de 500 kişinin katledildiği hastanenin vurulması da 7 Ekim 2023 itibariyle başlayan sürecin adının dünya kamuoyunca yeniden konulması için bir milat oldu: “Savaş değil, soykırım” ve Cumhurbaşkanımızın ‘Hamas bir terör örgütü değil, topraklarını korumaya çalışan bir kurtuluş ve mücahitler grubudur’ söylemleri doğru bir zemine oturdu.
7 Ekim’den sonra geçen yaklaşık iki ay boyunca yaşanan hemen her gelişmede, kelimelerin bombalar ve mermilerden çok daha etkili olduğunu defalarca gördük, yaşadık.
Şehit edilen 86 gazeteci, hakikatin çıplak bir şekilde ifade edilmesinin ne kadar önemli olduğunun ve Siyonist işgalcilerin söylem üstünlüğünü ele geçirme çabasının en önemli göstergesidir.
Siyonist işgalcilere alenen destek veren Batı medyası, işgalcilerden ölen kişiler için “Hamas tarafından öldürüldü” ibaresini kullanırken Gazze’de katledilen binlerce insan için ‘öldü’ demeyi tercih etti.
Batılı gazetecilere göre Gazze’de binalar, hastaneler, camiler ‘bombalanmadı’, ‘patlama yaşandı.’ Aynı anda yüzlerce insanı katleden fosfor bombalarına rağmen, binlerce insanın ölümü adeta ‘sebebi belirsiz’ olarak ifadelendirildi. Ateşkes ve takas sürecinde Kassam Tugayları’nın esir aldığı işgalciler “rehine” olarak adlandırılırken, Filistinli esirler ise ‘salıverilen mahkûm’ olarak tanımlandı.
Maalesef, işgalci Siyonistlerden kurtarılan Filistinli esirler için ‘hiçbir suçları olmadığı halde cezaevine atıldılar’ ifadesi medyamız tarafından defalarca tekrar edildi. Oysa ortada Filistinlileri esir tutanın ‘meşru bir yargı makamı ya da kolluk gücü’ olmadığı hep unutuldu.
Her ne kadar medyamıza kabullendirmek zor olsa da üzerimize düşeni yaparak ‘İsrail cezaevleri’ yerine ‘işgalcilerin işkence merkezleri, işgalcilerin esir kampları’ ifadesini kullanmak gerektiğini de hatırlatmış olalım.
Gazze’de yaşanan soykırım ve insanlık suçları, zihin işgali konusunda farkındalık oluşması adına önemli bir eşik olarak tarihteki yerini alırken, ‘tanımlayıcı iradeye sahip olma’nın ehemmiyetini hepimize göstermeye devam ediyor.
Bu süreçte meslektaşlarımıza Filistin tarihi, milleti, coğrafyası hakkında bilgi almak için Wikipedia yerine İslam Ansiklopedisi’ni tercih etmenizi özellikle tavsiye ediyorum.
Sadece bugün değil, her zaman Filistin konusundaki haberlerimizde, yazılarımızda bize rehberlik etmesi adına mini bir sözlüğü de buraya bırakıyorum.
İlgili yazılar
Tüm analiz →İki yılın ardından: Netanyahu ve savaş kabinesi için hesap zamanı
Biz dünya gazetecileri olarak bu hedefin gerçekleştirilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Bunu İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden 250 meslektaşımız…
Gerçeğin kanlı bedeli: Gazze’de gazetecilere soykırım
İki yıldır Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar, yaşlılar değil; aynı zamanda hakikatin en gür sesi olan gazeteciler de öldürülüyor.…
Suriye’den Gazze’ye ateş hattında gazetecilik
Suriye ve Filistin, on yılı aşkın süredir savaşın, kuşatmanın ve işgalin ortasında aynı gerçeği paylaşıyor: Bu coğrafyada gazetecilik…